Erkin Ünlü

Software Engineer

Beş Yılın Muhasebesi

Posted on September 29, 2020

Nedir

Beş seneyi biraz aşkın süredir yurtdışında yaşıyoruz. Maceraya önce Dublin'de başladım, daha sonra o zaman kız arkadaşım olan eşimle aynı şehirde yaşamak için bir buçuk sene sonra Londra'ya yerleştim. Üç buçuk senedir de Londra'dayız ve şehre bayılıyoruz. Normal şartlarda büyük bir şehirde ihtiyaç duyacağınız hemen hemen her şeyi barındırıyor. Müzeler, sergiler, konserler, müzikal ve tiyatrolar, parklar, korular, oldukça geniş toplu taşıma ağı, geniş çalışma olanakları, pub'lar ve restoranlar sizi bu şehirde uzun yıllar meşgul edebilir.

Derken

Fakat 2020'nin Şubat ayında Avrupa'yı etkisine alan COVID-19 virüsü yaşamı her yerde olduğu gibi Londra'da da alt üst etti. Yukarıda bahsettiğim aktif şehir yaşamı adeta virüsün yayılmasının temel aracı haline geldiğinden hükümet bir çok başka ülkedeki gibi yaşamı bir süreliğine sekteye uğratacak önlemler aldı. Hal böyle olunca (çok şükür) evden çalışmaya başladık ve rutinlerimiz ve alışkanlıklarımız değişti. Londra'ya göre bile yeşil kalan bir mahalle olan Highgate'te yaşadığımız için düzenli koru yürüyüşlerine başladık, pub ve restoranları bırakmak zorunda kaldığımız için evde sağlıklı yemekler pişirdik, hatta internetten sağlıklı yemek servislerine bile üye olduk. Lakin bir süre sonra (sanırım Türkiye açılmaya başlamışken, Haziran gibi olmalı) ufaktan sıkılmaya başladık ve her ne kadar çok güzel de olsa mahallemizden çıkmayacaksak Londra'da yaşamanın bir anlamı var mı diye eşimle aramızda konuyu tartışmaya başladık. Bu arada bir çok AB vatandaşı da Londra'dan ülkelerine döndüler, hatta Birleşik Krallık(evet bu ülkenin adı İngiltere değil lütfen) vatandaşları bile Londra'dan çıkmaya, çok daha ucuz şehirlerde ve kasabalarda yaşamaya başladılar.

Ben de hem kendi tartımıza katkısı olması için hem de beş senenin ardından yurtdışında yaşamanın artısı eksisine de dokunacağından başkalarına bir izlenim vermesi için aşağıdaki iyi kötü listesini yazmaya karar verdim. Sonuçta tamamen kişisel tecrübelerimizi ve hislerimizi aktaracağım. Başka insanların başka koşulları ve başka deneyimleri olmuştur muhakkak. Dolayısıyla lütfen sonra bana gelip "Sen yurtdışında yaşamayı bilmiyorsun!" ya da "Gittiniz de ne oldu hainler!" gibi laflarla gelmeyin, üzülürüm.

It is not the consciousness of men that determines their being, but, on the contrary, their social being that determines their consciousness.

İyiler

İnsan onuruyla yaşayabilmek

Bunu en başa yazmak ne yazık ki Türkiye için bir utanç. 2015'te o zamanlar için bir süreliğine Türkiye'den ayrılmaya karar verdiğimizde bir yerden sonra en çok canımı sıkan şey bu konu olmuştu. Kibarlık, dürüstlük, insana sadece insan olduğu için duyulması gereken saygı, kurallara uymak ve toplum bilinci ne yazık ki Türkiye'de geçerli değerler değil. Türkiye güçlünün her istediğini yapabildiği bir hengame.

Yeşil Alan

https://images.squarespace-cdn.com/content/v1/5a4cfeaf29f18757a4c70ccd/1525202074335-0CRHL9MNO4D07HG3VN4C/ke17ZwdGBToddI8pDm48kL38CzKJzu7frNk-7hNFBgNZw-zPPgdn4jUwVcJE1ZvWQUxwkmyExglNqGp0IvTJZamWLI2zvYWH8K3-s_4yszcp2ryTI0HqTOaaUohrI8PI2y4XGW6piC6R639x7pzLbzmlFajXxtCKdl8C7Qfq-z4KMshLAGzx4R3EDFOm1kBS/freelondon+hyde+park.jpg?format=2500w

İstanbul'da özel bir kaç boğaz mahallesi, bir kaç banliyo ve yaşama yeni açılmış bölgelerde oturmuyorsanız yeşil alan dediğiniz sadece sokak kenarlarında dikilmiş ufak tefek bir kaç ağaçtan ibaret maalesef. Diğer yandan Londra'nın büyükşehir sınırlarının içindeki alanın yüzde 47'si yeşil! Bunun bir kısmı ormanlar ve tarım arazi de olsa, sadece halka açık yeşil alanın oranı bile tüm büyükşehir arazisinin yüzde 17'si, bakınız: https://www.gigl.org.uk/keyfigures/ .

Ulaşım

Bunu anlatmaya gerek var mı? Londra'nın trafiği Avrupa'nın diğer başkentlerine göre muhtemelen kötüdür ama İstanbul'u bu konuda yenme şansınız yok. Aslında insanların İstanbul'da maruz kaldığı trafik işkencesi biraz da yukarıda bahsettiğim insan onuruna da aykırı. On beş milyonluk bir şehrin insanları günlerinin en azından fazladan iki saatini boşa harcamak zorundalar, adeta yaşamıyorlar o süreyi. Diğer yandan ulaşım konusunda İstanbul'da ilerleme de var ama henüz yeterli değil.

Çeşitlilik

https://c8.alamy.com/comp/PAWC86/london-uk-25th-july-2018-uk-weather-this-melting-pot-is-at-boiling-point-graffiti-in-shoreditch-the-summer-heatwave-continues-with-todays-city-temperatures-expected-to-reach-31c-credit-guy-corbishleyalamy-live-news-PAWC86.jpg

Londra gerçekten de insan ve kültür mozaiği. Buraya geldiğimden beri Polonya, İtalya, Fransa, Hindistan, İran, Brezilya, İrlanda gibi farklı ülkelerden arkadaşlar edindiğim gibi, aynı zamanda Birleşik Krallık'ın da farklı bölgelerinden insanlar tanıma şansına sahip oldum. Bu iş yaşamıma oldukça farklı bir boyut kattı, Türkiye'deki plaza dediğimiz tek tip insandan fazlasını tanıdım. Benden çok daha iyi mühendislerle çalıştım, farklı programlama dilleri ve yazılım süreç yönetimi modellerini deneyimleme şansına eriştim.

Londra gibi dünya açısından önemli bir merkezde yaşadıkça ufkunuz ister istemez de genişliyor. Türkiye'deyken daha çok düşündüğüm konular güncel siyasetin dayattıkları oluyordu. Siyasal İslam tehdidinin ve baskısının olmadığı bir yerde yaşamak özgürleştirici bir süreç. Bu sürecin sonunda dünyanın geneline ilişkin fikirler ile daha çok haşır neşir oldum. Irkçılık, emperyalizm ve sömürgecilik, ekolojik tehditler ve kapitalizmin tüm bunlarla ilişkisi gibi konuları Türkiye'de düşüneceğimi ve bunlarla ilgili kitaplar okuyacağımı pek sanmıyorum. Malum Türkiye'de ırkçılık yok ve biz her zaman mazlumların yanındayız.

Elimizin kiri

Türkiye ne yazık ki ekonomisini yönetememe sorunu ile karşı karşıya. Parasının değerini koruyamadığından, emeğiyle çalışan herkesin kazandığı paranın değeri günden güne düşüyor. Vatan haini olarak damgalanmadan doğrudan daha sağlam bir para biriminde birikim yapabilmek rahatlatıcı.

Siyaset

Türkiye şu anda 21. yüzyılın en azından seçmeni etkileme konusunda en yetenekli siyasetçisinin kurduğu hegemonya içerisinde yaşıyor. Yirmi seneye dayanan yönetiminde Türkiye'yi o kadar ustaca tek tipleştirerek muhafazakarlaştırdı ki, ben üç ayda bir İstanbul'a gittiğimde her seferinde arkadaşlarımdaki değişimi dahi görüp şaşırıyorum. Türkiye'de kimsenin gündelik yaşamı Siyasal İslam'ın etkisinden bağımsız değil. Hani "konuşma yasağı değil ama söyleme mecburiyetidir" diye bir söz var ya, işte herkes söyleme mecburiyeti altında.

Kötüler

https://m.media-amazon.com/images/M/MV5BOGEwZTUxNTMtNzI5Yy00NDQ5LWFmNWItYmRiMGY1MzI2ZTczXkEyXkFqcGdeQXVyMTk0NDAyNTA@._V1_.jpg

Gurbet

İnsan ister istemez doğduğu büyüdüğü yere karşı sürekli bir özlem içerisinde yaşıyor. Covid öncesi dünyada iki üç ayda bir İstanbul'a gidebildiğimiz için bu çok sorun olmuyordu fakat artık özellikle yazın açık hava seçenekleriyle ve güney sahilleriyle aklımızı başımızdan alıyor memleket. Londra'nın parkları korularının yanı sıra en büyük özelliklerinden olan sayısız restoranı ve pub'ının sağlık sebebiyle erişilmez olduğu düşünüldüğünde neredeyse altı ayı 20 derece üzerinde geçen İstanbul ve Türkiye paha biçilemez durumda.

Uyum

Uyum da başka bir sıkıntı. İnsan başkasının ülkesinde kendini daima yabancı hissediyor. Yerel halk ile bir olmak, aynı olmak imkansız. Temellerde anlaşsak da farklı olduğumuz çok nokta var. Sayısız örnek verebilirim ama gerek yok. İnsan genel olarak içinde bulunduğu topluma benzemek istiyor.

Sosyal sermaye

Hayatın neredeyse otuz yılını aynı şehirde geçirince kişi çok sayıda arkadaş ve dost biriktiriyor. Onların hepsini arkada bırakarak yeni bir şehre taşınınca neredeyse hayata sıfırdan başlıyorsunuz. Yavaş yavaş yeni arkadaşlar ediniyor insan ama bu hem ağır hem de yorucu bir süreç. Yirmi yaşında olsanız hemen arkadaş olacağınız insanlarla otuz yaşında arkadaş olmak istemiyorsunuz, enerjiniz ve isteğiniz olmuyor.

Gerçek sermaye

Sosyal sermaye için söylediklerim aynen gerçek sermaye için geçerli : ). Örneğin genç yetişkinler Birleşik Krallık'ta ilk evlerini alırken (acımasız konut pazarı yüzünden) genellikle ebeveynlerinden biraz nakit yardımı görüyorlar. Sonradan gelen bizlerin annesi babası anavatanda ve oradaki birikim burada pek bir şey ifade etmiyor. Aynısı kişinin kendi birikimleri için de geçerli. Dolayısıyla konut merdivenine ilk adımı atmak ne kadar iyi kazanırsanız kazanın (Londra'da finansta çalışanların istisnası dışında) biraz zor.

Irkçılık

Adına ister ırkçılık deyin ister kültürcülük, bir ayrım ve sınıflandırma kesinlikle var. Bazıları kafadan barbar ve tembel olduğumuzu düşünüyor mesela. Daha akdeniz görünümlü olduğum için ilgiyle sorulan İtalyan/İspanyol musunuz sorusuna "Hayır, Türk'üm." yanıtını verdiğimde düşen yüzlerin sayısı yüzü geçti. Ya da sadece Türk olduğum için Müslüman olduğumu ya da cumhurbaşkanını desteklediğimi düşünen insanlar zaten genel günlük tecrübem. Bir keresinde şirketteki diğer Türk çalışanın çocukları var diye benim de çocuklarımın olduğunu farz eden biriyle de karşılaştım. Tabii ki siyahların ve Asyalılar'ın yaşadığı sistemsel ırkçılığı yaşamadığımızı da belirteyim.

Ve sonuç

Ağustos ayında tam tamına 4 haftamızı Türkiye'de geçirdik. Ailelerimiz dahil konuştuğumuz herkes, geri dönmeyi düşünüyoruz dediğimizde bize saçmalamamızı söyledi. Her ne kadar şu anki durumda dünyanın bir altı ay sonrasını tahmin etmek imkansız da olsa, şimdilik yerimizde kalacağız ve Londra'ya en azından bir süre daha şans vereceğiz gibi görünüyor. Ama ne olursa olsun gurbetçilik zor işmiş, orası kesin.